13.11.2009

Seramik atolyem II ve aile isleri, fani tebesir sanati temsilcisi, brokoli timbal



Sanatsal faaliyetlere devam, seramik kursu talep olmadigindan kapandi ama aglamakli halimi goren hoca'nin kendi atolyesinde devam ediyoruz ki cok daha iyi oldu kursun kisitli olanaklarindan sonra gercek seramik atolyesi. Boylece ilk kez seramik pisirme firini gordum, firin diyince ben evdeki firin gibi diye dusunmustum eski kalorifer kazanlari buyuklugunde Amerikali'larin 70 lerde filan cok moda olan nukleer korunma siginaklarina benziyor. Ustelik esi de doner tablada comlek yapmayi gosterdi. Tabla eskisi gibi ayakla cevrilenden degil elektrikli cok daha kolay ancak yapmasi bana cok zor geldi malzeme elinizin atinda bicimlendirmek icn hissetmek lazim ki ilk denemem de hocanin yarimiyla bir kap yaptim. Ilk yaptigim seramiklerim pisti sonra boyadim hatta kursu biraknalr oldu onalrin eserlerini de boyadim asagidaki sari canak ve dikdortgeni ben yapmadim ama ben boyadim. Boyalar eski kurstan kalmis oldugundan cok secenek yoktu ama cig renklerlede sonuc eglenceli kanimca:)






Hocanin kucuk perileri ve  kedileri cok sekerler:)





Esim Fr blogumda yer almadigi icin bozulmus, evimiz varmis, Leonardo varmis bu nedenle kendisinide ekliyoruz:) Fani tebesir sanati temsilcisi ve ciragi Leonardo ile!




Bu blog uzun zamandir yemek tarifi vermedi zamanidir. Leonardo bayila bayila buharda pismis brokol yiyor da annesi biraz aci cekiyor. Brokoli'yi corba olarak yada timbal olarak seviyorum."Timbale" fransizca bakirdan kazana benzeyen kabin uzerine deri gerilerek olusturulmus bir cesit davul aslinda. Burdan esinlenerek yuvarlak ve yuksek metalik kalip kaplarda  pisirilen yemeklerin adi olmus. Havuclu timbal yada bugun tarifini verdigim brokolili timbal istediginiz pure haline getirilmis bir sebze ile yapabilirsiniz. Kalip olarak sufle kabi ya da fincan kullanabilirsiniz.

Brokoli timbal 4 kisilik
350 gr brokoli
45 ml krema
1 yumurta +1 yumurta sarisi
1 kucuk taze sogan istege bagli
bir tutam muskat/kucuk hindistan cevizi/ cevzi bevza
bir tutam deniz tuzu ve taze cekilmis karabiber

1-Firini 190 derece isitin. Kullancaginiz kucuk kaliplari yaglayin ve tababnina yuvarlak kestiginiz pisirme kagitlarini koyun.
2-Brokolileri yaklasik 8-10 dk hafifce yumusayana kadar buharda pisirin. Brokilileri, krema ve yumurta ile diger yumurta sarisini neredeyse puruzsuz olana kadar blenderdan gecirin.kullaniyorsaniz kiyilimis sogani, tuz, karabiber ve cevzi bevzayi ekleyin.
3-Bir kasikla 4 tane kaba karisimi bolusturun. Firin tepsisine, kaliplarin dis yarisina gelecek kadar kaynar su ekleyin.(dikkat kaliplarin icine su konmayacak) benmari usulu pisecekler!  25 dk pisirin. Kaliplari bir kabaga ters cevirin kolayca cikacaktir.Sicak servis yapin.

















.

11.11.2009

Paris'in en iyi pastaneleri I - Pierre Hermé pasta butigi






Ünü çoktan Fransa'yı aşmış tüm dünyada tanınan kült pasta şefi Pierre Hermé yada diğer adıylarıyla; Fransızların deyişiyle "haute couture" pasta şefi yada "sihirbazı", Amerikalı'ların deyişiyle pasta şeflerinin "Pikasso’su", Japonların deyişiyle "duyguların mimarı". Köklü Fransız pastacılık sanatının taşlarını yerinden oynatan yenilikçi, yeni tadlar ve bileşimler keşfetmiş modern zaman simyacısı. Fetiş haline gelen makaronları, pastalarını  keşfetmek ve yorumlamak bize kalmış. Yeteneği kadar pazarlama taktiklerini de sonuna kadar kullanan Mösyö Hermé rock yıldızları gibi sürekli onu izleyen hayranlara sahiptir ki bir tanesi bu yazıyı yazmaktadır. Çikolata defileleri yapar, ünlü sütlü çikolatalı ve tek kirazlı pastasını dizaynır Yan Pennor’a tasarlatmıştır, müzelerde tadım günleri düzenler. Ancak üne kavuşmanın rehaveti yoktur Mösyö Hermé' de halen yeni bileşimlerin peşindedir, pasta ve makaron  menüsüne sürekli yeni eklemeler yapar. Bu ayın iki yeni makaronu güllü, ayvalı ile çikolatalı siyah frenk uzumlu idi.  Yeni ürün Ekler pastası kar gibi bembeyaz ve vanilya taneliydi. Mevsimine göre meyveler kullanıp yeni lezzetler sunmaktadır.  4 kusaktır Alsas'ta fırın- pastane sahibi olan babası sayesinde mutfakta büyüyen Hermé 14 yaşında Lenôtre'da çalışmaya baslamıştır. 24 yaşında Fauchon’a pasta şefi olmuş ve 35 kişilik bir grubu yönetmiştir; sonra Ladurée'de pasta şefliği yaptıktan sonra kendi şirketini kurmuştur.




 İlk butik pasta dükkanını Japonya'da açmış ve halen 7 tanesinin sahibidir. Paris'e gelmesi 2001 yılını bulmuş ve şu an 3 dükkanı ve tüm Avrupa'ya online satış hizmeti bulunmaktadır.





En iyi makaronları Hermé yapmaktadır, sürekli yeni tadlar ve aromalar ekler menüsüne. Şam fıstıklı, karamel ve tuzlu terayağlı, siyah çikolatalı, Madagaskar yada Tahiti vanilyalı, güllü, çarkıfelek meyvesi ve sütlü çikolatalı makaron menüsünde sürekli yer almaktadır. Su aralar menüye siyah frenk uzumlu çikolatalı, güllü ayvalı, limon ve fındıklı pralinli, yeşil çaylı ve siyah susamlı eklenmiştir ve nefistir. 1 aralıktan itibaren  kumkatlı yıldız anasonlu, yeşil elma ve anjelikli, limon ve baharatlı ekmekli, (violette) mor menekseli  ve siyah frenk uzumlu(cassis) yeni makaronlar eklenecektir. Beyaz trüf ve fındıklı , kestane ve yeşil çay tozu matcha'lı makaronlar 24 ocak'a kadar üretilecek, 25 ocaktan sonra çilek ve balsamik sirkeli, yine çilek ve wasabili olanlar menuye girecektir. Insan sadece malzemeleri okurken bile heyecanlanıyor: Bu üretken şefın 25 tane kitabı vardır bildiklerini cömertçe paylaşır. Bendeki "desert de Larousse" kitabı cok kapsamlı olup icinde aşure tarifi bile vardır ki Türk tatlisi oldugu belirtilmistir. Tadlar, hisler ve zevkleri paylasmak icin "houte gamme" pastacılık okulu kurmuş bildiklerini ordan paylaşmaya devam etmektedir.  Bir makaron atolyesine katılmak farz olmuştur.




Ispahan en çok satılan pastası güllü aromali koca bir makaronun içi güllü ve litchi  parçacıklı krema ile kaplanmış ve üstüne frambuazlar yerlestirilmişti ve diger parça makaron ile örtülmüştür en uste adını aldığı gülden bir yaprak yerleştirilmiştir. Rüya gibi görüntüsü oldugu kadar tadıda ölümcüldür. Dikkat bağımlılık yapar. Cikolatalari da 2008 ve 2009 en iyi cikolata odulunu paylasmistir. 



Dukkan kalabalık olacaktır ama hiç acele etmeyin satıcılar size açıklamada bulunacaktır orda zevk icin bulundugunuz gerçeğini unutayın. Dilerseniz bir tane alın kimse sizi yargılamayacaktır.  Bonaparte sokagindaki dükkandan makaronlar ve Ispahan'ımı aldıktan sonra hemen çaprazında bulunan Saint Sulpice parkına gittim, dizlerimin bağı çözüldüğündan daha uzağa gidemezdim, fotoğrafı alelacele çekip gözyaşları içinde Ispahan'ımı usulca yedim.



Başımı göğe kaldırdım şükrettim, gözlerim açılınca parkta sergi olduğunu farkettim şöyle bir dolaştım, susamıştım, Paris'in her köşesinde karşınıza çıkabilecek tipik çeşmeden suyumu içtim korkmayın tamamen sağlıklıdır.


Gelmişken kiliseye göz atmamak olmazdı huşu içinde etrafı dolaşıp bir mum yaktım. Istanbul'da "Ayın biri kilisesi" ve Beyoğlu'nda ki "Saint Antuan'dan" alışkanlık.  Dışarı çıktım yeni moda taksilere bindim,  hayat hergün bugünkü kadar muhteşem olamaz mı?







Sebil çeşme ve çekçek taksi




9.11.2009

David Lebovitz, Pierre Hermé ve Amerikan Kutuphanesinde imza gunu



Herkese davulla ilan ettiğim gibi 15 gün Paris’te kaldım ve böylece bir sürü müze, galeri , pastane (hepsine yavas yavas blogda yer verilecek) ıvır zıvır yanında David Lebovitz’i de görmüş oldum. Web sitesinde Dorie Greenspan, Alexander Lobrano ile birlikte Amerikan Kütüphanesinde “Paris’te pastaneler, çikolatalar ve tatlılar” hakkında sohbet edip kitaplarını imzalayacaklarını görünce, yazılarını severek okuduğum bu komik adamı görme fırsatını kaçırmadım. İyiki gitmişim gerçekten hoş geçti ve yazarken oldugu gibi konuşurken de komikti. Amerikalılar ağırlıktaydı sanirim eşim dışında Fransız yoktu.



Meshur religieuse pastasi 200 yillik bir gecmisi var.




Dorie’nin Pierre Hermé tariflerini Amerikalılara uyarladığı bir kitabı var dolayısıyla ondan bol söz etti. Zaten çok beğendiğim bir pasta şefi ki bu konuda ayrica yazacagim. Kendisine pasta şeflerinin Pikasso’su deniyor gelenekleri altust eden son derece yaratici tombulca bir sahis. Alexandre kapanan gourmet dergisinde yazıyormuş işsiz kaldığından yakındı. En son David konuştu ve en çok o güldürdü. Sabah ekmek alırken fırıncıdaki hanıma "aa sizi uzun zamandır görmüyordum emekli oldunuz zannettim deyince kadin kızgın bakmiş, kadına yaşlısınız demiş olmuş. Sonra konuşmasında sık sık ben daha küçüğüm ki sadece 5 yıldır Paris’te yaşadığına atıf yapıyordu , bak bugunun ikinci gafı başka bir kadına daha yaşlı diyorsun diye Dorie’den azar işitti çok güldük. David Blé Sucré’yi öve öve bitiremedi. David Lebovitz’in gözlemlerinin bir kısmına katılıyorum ancak Paris’lileri kaba bulması abarti bana gore Amerika"da heryer o kadar genis ki zaten insanlarin birbirine degmesi mucize. Sokakta yada supermarkette itilip kakıldığından bahsediyor bence İstanbul’a bir gelmesi gerekli, şükretmeyi öğrenmesi için. Paris’liler izci ruhuyla hemen siraya giriyorlar ki bu bizde olmayan bir ozellik neyse. Amerikan tatlıları ile Fransızlar tatlilari karşılaştırıldı, Amerikan tatlılara daha şekerli oluyor ve tabiki porsiyonlar kocaman herhalde ondan obezite orani yuksek. Fransa’da tatlılar tadımlık ve daha az şekerli üstelik bitter çikolata kullanılıyor. David tereyağının da çok kullanıldığını Fransızlar Amerikalılardan daha çok yaşadığına göre bir bildikleri olduğunu söyledi. Bir tespiti ilginçti Fransa dışında yapılan tatlılarin aynı tarifler kullanılsa bile aynı tatda olmayacağını çünkü malzemelerin aynı olmadığını söyledi. Amerikan tereyağlarında yağ oranı daha düşükmüş ancak Fransa’da tereyağı hakkıyladır %99 yağ içerir. Dolayısıyla iyi bir fransız tatlısı yemek ve farkı anlamak için Fransa’ya gelmek gerekir. Katılıyorum mesela Güney Fransa’da ekmekler Kuzey Fransa’ya göre kötüdür. Nedenini fırıncımıza sorduğumuzda çok sıcak olduğundan bir türlü aynı kıvamı tututuramadıklarını söyledi.Maya istedikleri gibi gelişmiyormuş. Bu en iyi baklavanın Gaziantep’te yenmesi gibi, İstanbul’da yapılanlar da güzel ama hiçbiri Antep’teki baklavanın yerini tutumaz ve bunu Antep’te baklava yemeden anlamak zor. Yani diyecegim o ki Paris'e gelmeniz farz sirf tatlilari icin :)



 Yukaridaki Pierre Hermé'nin tek visneli meshur pastasi alttaki Ispahan (isfahan oranin gulunu kullaniyor ayrica litchi kremali, frambuazli ) pastasi bir gun once Saint Sulpice parkinda fotografini cekip govdeye indirmis ve mutluluktan aglamistim:)

Seyirciler genelde Amerikalı olduğundan bir alemdi. Bir tanesi niye kitapta ölçüleri cup koyuyorsunuz diye kafa tuttu. David yine komik ve ince uslubuyla annanesinden kalma cup’a unu koyup sonra kaldırıp ölçüyü tutturup tutturmadığına bakacağını halbuki terazilerde anı duyguyu yakalayamadığını söyledi. Bence gecenin en komik olayı Kanadalı bir kadının tatlılardaki şeker oranı daha az yorumuna ay evet kokakolalarda daha az şekerli diye dert yanması oldu dünyanın en iyi tatlılarından bahsederken onun aklı cocakola da kalmış. Alexandre supermarketlerde en çok satılan ekmeğin Harrys ve bisküvinin chocolate chips olduğunu söyledi ki Amerikan emperyalizminin Fransa gibi köklü ve dunyanin en iyi pastacılık geleneği sahip olan bir ulusun vahim değişimine bir örnektir. Arastirmaya firinlar dahil degildi cunku hala koltugunun altina bir baget cikistirip eve gitmek asil. Bistro’larda en çok satılan tatlıda cheescake’miş hakikaten utanılcak bir durum. Seyirciler cheescake için hangi peyniri kullanabileceklerini sordu. Bir tanesi ay ben bu Ladurée’nin tatlılarından birşey anlamıyorum niye ki dedi cevabi hatirlamiyprum galiba cevap kaynadi umutsuz vaka diyerek. Bir diğeri Amerika’da da çok güzel tatlılar var diyip milliyetçiliğini sergiledi. Hoş bir deneyimdi benim için David ve Dorie’nin alçakgönüllükleri beni en çok etkileyen şey oldu.



Kutuphane detay:)

1.11.2009

Sobe Leonardo'nun 6 ilginc ozelligi


Cok heyecanliyim ilk defa mimlendim yada Acalya'nin deyisiyle sobelendim. Aslinda eve donunce yazacaktim ama bugun Paris'te yagmur yagiyor tam yazi zamani. Cocuklarimiza duskunlugumuzu bir onceki nesil anlayamiyor, bana gore hayat onlarin etrafinda donuyor ve bu normal. Baska bir yerde olmak yerine oglumun yaninda olmayi tercih ederim.  Bu demek degildir ki onun hayatini yasiyorum ama secme sansim oldugunda onunla birlikte hayati paylasmayi tercih ediyorum. Fransua'nin anne babasinin beni Leonardo'yu arada tokatlayarak -hafif- egitmem gerektigini soylemelerini inanilmaz buluyorum hatta cag disi. Fransizlar cocuk egitiminde hala eski metodlari kullaniyorlar cocugu ezme, korkutma, hatta tokatlama, popoya vurma, bir suru fransiz arkadasla bu acidan anlasamiyoruz.  Poposuna vurmayi denedim ilk denememde anlamadi. Insanin cocugunu dovmeyi ogrenmesi gerekiyor demek ki ikinci de biraz daha hizlica vurdum ve o gece uzuntuden uyuyamadim, bana gore ve benim inandigim bir yontem degil. Burda cocuklugumdan beri duymadigim "cevap verme"nin fransizca versiyonunu burda bol bol duyuyorum. En buyuk suclardan biri cocuklarin cevap vermesi. Ben ogluma kiyamam, onun da haklari var hemde dogdugundan beri yemek istemezse yemez, uyumak istemezse uyumaz ayrica kolay ve huzurlu bir bebekti . Bizimle sofraya oturur, herseyi yer,  guzel olmussa hmmm cok guzel diye yorum yapar.  Her estoranda yemek yiyebilir Japon, Hint, Fransiz, Turk. Fransa'da cocuklmenusu yetiskinlerin menusu  ne kadar rafine ve gelismis olsa da bir cesit fransiz koftesi ve makarna yanina renkli surup eklenmis su ve dondurma  ile sinirlidir. Sebze yemez cocuklar anneler denemez bile sevdirmeyi. Hazir besinler tercih edilir, sebze meyve hak getire. Bana Leo taze sebzeden hazirlanmis yemek yemezse hastalanacakmis gibi gelir, boyali, ne idugu belirsiz, gercek yiyecek icermeyen biskuvi vs yedirmem. Oda brokili, pirasa, ispanak dahil herseyi yer, yeni seyleri dener fazla aciysa  yada koriliyse yemez hafif aci, kori yemeye calisir. Et, balik, sebze yer meyvelere hele egzotik olanlara bayilir.  Sadece bitter cikolata yer ve benim gibi tatlicidir, ekmek almaya gittigimizde mutkaka bir tanede makaron alinir. Ekmek sever bazen onunden kaldirmak zorunda kaliriz Turk ve Fransiz yani birlesince boyle guclu sonuc oluyor her iki ulusta ekmek sever:) Ekmegi sosa banmaya bayilir.




Bana gore ilginc olanlar eski zihniyete gore sacmalik olabilir. Simdi "mami papi'"nin yaninda Leonardo'yu yetiskin ol diye azarliyorum. Anlayana...
 Leonardo Levend Bonnard 1 mayis 2006 dogumludur.
1-Leonardo 1 yasindan beri mutfakta, zamaninda boyundan buyuk tencere, kap kacakla oynar ,simdilerde yumurta kirma onun gorevidir kabin icine dusmus kabuklari itinayla cikarir, karistirir unu ekler ancak unlu karisimlarda zorlanir ve her yere doker:) Bulasik makinasini  1,5 yasindan beri buyuk bir ciddiyetle o bosaltir ve herseyin yerini bilir asla karistirmaz, babasini dusundugumde mucize gibi geliyor. Copleri ayristirir plastikler, kagitlar sari cop kovasina digerleri obur kovaya baba daha ogrenemedi!
2-Kucuklukten beri bicaklara duskundur, birgun bicagi gosterip bak bu keser ve deler dedigimden beri her bicak gordugunde keser ve deler diye soylenip eline almak ister. Mami'nin merdivenalti boslugunda kocaman bicaklar olduguna inaniyor normal cocuklar canavar filan der. Canavar'in ne oldugunu bilmez ve korkmaz. Bicagi alinca annemin bacagini kesecegim der! kesme fiilini biliyor ancak sonuclarini anladigindan emin degilim zaten anliyorsa kucuk Dexter yetisiyor demektir!
3-Hersey icin pazarlik yapilir evet son lokmami yerim ama sonra cikolata, cisimi yaparim ama sonra cizgi film vsvsvs. Baskalarinin mutlulugunu cok onemser mami mutlumu, babam mutlumu sen mutlumusun diye sorar. Hayir dersem yuzumu tutup gozlerime bakar kocaman gulumser ve tekrar sorar mutluyum cevabi alana kadar. Ilac sever benim oglum vermeyince ben hastayim diye ikna etmeye calisir:) Hic ilac verme problemim olmadi.
4-Saka yapar ve guler, ben ona bagirdigimda bana 3 misli yuksek sesle bagirir ve isaret parmagini havaya savurarak tehdit eder, cok guldugumden ortam yumusar. Diversiyon her zaman ise yarar. Bana kocaman sarilir annem "je t'aime"  der o zaman bu hayata niye gelmis oldugumu anlarim. En cok gobegimi sever  ve oper onun disinda seven olmadigindan adaletli bir durum...
5-Motorsiklet delisidir birgun benim eski motorsikletli fotografimi bulmus o gunden beri kahramani benim! Hayvanat bahcesinde en sevdigi sey kenarda duran motorsiklet oldu. O kadar cok fotografini cektik ki artik izin vermez yuzunu kapar. Kendi cok guzel fotograf ceker. Dogdugu gunden beri kendi blogu vardir.
6-Fransizcayi benim aksanimla, Turkceyi Fransiz aksaniyla konusur biraz ingilizce anlar. Turkce az konussa da ceviri yapar hem bana hem annenanneye. Konusmadan once sarki soylemeye basladi ,gitar calar komik danslar eder. Kizlari daha cok sever, cok hareketli erkek cocuklarindan hoslanmaz, kenara cekilir itisip kakismaz sakindir ama inatcidir. Kendi kutuphanesi vardir, gider saatlerce kitap okur kendi sectigi bir kitabi bana yada babaya okutur. "Pourquoi et pourquoi"  neden ama neden sorulariyla evap vermeyecek hale gelene kadar zincirleme sonsoz soru sorabilir ve pes ettirir!

Bunlarin neresi ilginc diyenlere karga-kuzgun iliskisini hatirlatirim:)

Bende ozlem ve selen'i sobeliyorum:)





LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin