siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.07.2012

Watering a plant

“there is a loneliness in this world so great
that you can see it in the slow movement of
the hands of a clock.

people so tired
mutilated
either by love or no love.

people just are not good to each other
one on one.

the rich are not good to the rich
the poor are not good to the poor.

we are afraid.

our educational system tells us
that we can all be
big-ass winners.

it hasn't told us
about the gutters
or the suicides.

or the terror of one person
aching in one place
alone

untouched
unspoken to

watering a plant.”

― Charles Bukowski, Love is a Dog from Hell

28.02.2011

Jacques Prévert'in evinde bir pazar gunu, Omonville-La-Petite/ Normandiya


Minik bir koydeyiz adi Kucuk Omonvil. Avuc ici kadar meydaninda, bir kilise ve Jacques Baba'nin evini gosteren tabela var.
Gunun onemi sekizinci evlilik yildonumumuze denk dusen siir okuma gunu. Tema: Deniz, ask ve olum. Bir yuzyil farkla nerdeyse karsilikli kiyilarda yasamis iki buyuk sairin capraz okumalari. Jacques Prévert son alti yilini bu kucuk koyde Mans kiyisinda gecirmis, Victor Hugo surgunde oldugu karsi kiyi adasi Guernesey'de.





mimoslar acmis, adalara gitme zamani Istanbul'da:)
Kamelyasiz olmaz!
Normandiya tematik resmi inekler ancak bunlar Norman cinsi degil sanirim Salers'ler. Her gordugumde aa inek diye sevindigim buralilarin bir turlu anlayamadigi bir saskinlik hali:) sabah evden cikinca minik koy yolunda yol verdigim atlilar, traktorlere bayiliyorum ben...
Baba'nin evi, bahcesini kendi elleriyle olusturmus, merakla nerdeyse nefesimi tutarak iceri giriyorum. Unlulere vs degil ama yazarlara hayranimdir ben, yanlarinda heyecanlanirim.
Kiyisinda otursak biraz nasiplenirmiyiz yetenekten...
somine detay


Kedisiz sair olmaz :) sevmek icin baska bir neden daha.

Manolya agaclariyla cevrili arka avlu ve heykel


Sairin calisma odasi, davetsiz gelmis gibi cekingenim. Izin alip fotograf cekiyorum ama yine de icim rahatsiz, ozelini rahatsiz ediyor gibiyim. Torunuyla cekilmis fotografi cok guzel ve duygu yuklu.

Calisma masasi uzun ve detaylarina bakmaya doyamiyorum. Sade evet ayni kendisi gibi. Jacques Prévert siirlerini yayinladiginda agdali edebiyat gelenegi hakim ve siirlerini basit buluyor edebiyat cevreleri kaale almiyor. Sonradan basit gorunen siirlerin anlamli katmanlari kesfediliyor. Ben 19 yasindayken fransiz siirlerini fransizca okuyabilmek icin bir kac kur fransiz kulture gitmistim ancak cok zor geldiginden birakmistim. Hayat bana ikinci imkani sundu ve simdi bu keyfi yasayabiliyorum. Hala Jacques baba'nin siirlerini okuyunca aglarim hele bir tanesi var ki; Sabah kahvaltisi diye Turkceye cevrilmis, online cevirleri icin asagida link verdim. Kendim cevirme densizliginide yapacak degilim.

kalemtrasa dikkat
Usta anca koca bir masaya sigdirabilmis zengin ruhunu

Sairin odasindan gorulen manzara, tavuklar, kamelyalar, tas evler ve mimosa agaci o genis hayalgucuyle kimbiler daha neler goruyordu.

Pikasso'nun yaptigi Prévert portresi.
Evde sanatcinin fotografci arkadaslari tarafindan cekilmis sayisiz portresi vardi. O kadar ilginc bir yuz yada fotografcinin bakisina ve yonlendirmesine gore degisen ayni adamin cesitli yuzleri. Ortak ozellik agzindan dusurmedigi sarma sigarasi. Fotografin sanat sayilip sayilmayacagi tartismalari yapildigi gunler. Jacques Prévert cektirdigi anlamli portrelerle bu tartismalarda safhini tutmus ve sanatci arkadaslarini desteklemistir. O antikonformismin onculerindendir. Sayisiz sarki yazmistir. Film muziklerine sozler yazdigi gibi bir suru senaryoda yazmistir. Son derece aktif bir yazardir, arkadaslari donemin yazarlari, ressamlaridir. Askerligini Istanbul'da yapmistir. Hakkinda yazilacak daha cok sey var ama baska bir yaziya diyelim.
Cicek siiri en guzel yerde bahcede sergileniyor

Evin etrafinda Jacques Prévert tarafindan yaratilan bahcedesiniz, gezinti yapmakta, durup hayallere dalmakta serbestsiniz...





Il a mis le café

Dans la tasse

Il a mis le lait

Dans la tasse de café

Il a mis le sucre

Dans le café au lait

Avec la petite cuiller

Il a tourné

Il a bu le café au lait

Et il a reposé la tasse

Sans me parler



Il a allumé

Une cigarette

Il a fait des ronds

Avec la fumée

Il a mis les cendres

Dans le cendrier

Sans me parler

Sans me regarder



Il s'est levé

Il a mis

Son chapeau sur sa tête

Il a mis son manteau de pluie

Parce qu'il pleuvait

Et il est parti

Sous la pluie

Sans une parole

Sans me regarder



Et moi j'ai pris

Ma tête dans ma main

Et j'ai pleuré


Meyvelitepe haber verdi bu siirin tam 7 farkli cevirisinin oldugu bir site var internette. sabredip okursan 25'inci sayfada demis beni ne kadar iyi taniyor hakikaten ben bakmistim sonra sikilip bitirmedim o siteyi:) Siir cevirmenin ne kadar zor oldugunu bir kere daha gormek icin gayet ilginc bir calisma. En begendigim iki ceviriyi buraya kouyuorum birisi zaten hep begendigim Tahsin Sarac'tan digerini tanimiyorum Mustafa Durak'tan. Siteye giris icin tiklayiniz
.http://www.scribd.com/doc/29269896/Jacques-Prevert-in-Sabah-Kahvalt%C4%B1s%C4%B1-%C5%9Eiiri-ve-Tukce-Cevirileri

KAHVALTI
Fincana
Kahveyi koydu

Kahveye

Sütü koydu

Sütlü kahveye

Şekeri koydu

Kaşıkla

Karıştırdı

Sütlü kahveyi içti

Fincanı yerine koydu

Benimle konuşmadan

Bir sigara

Yaktı

Dumanlarıyla

Halkalar yaptı

Külleri

Kül tablasına döktü

Benimle konuşmadan

Yüzüme bakmadan

Yerinden kalktı

Şapkasını

Başına koydu

Yağmurluğunu

Sırtına geçirdi

Yüzüme bakmadan

Hiç konuşmadan

Yağmur yağıyordu

O yağmurda

çekip gitti

Ben de

Kapatıp avuçlarımı yüzüme

Ağladım ağladım.
çeviri: Tahsin SARAÇ

SABAH KAHVALTISI

Koydu kahveyi


Fincana

Koydu sütü

Kahvenin içine

Koydu şekeri

Sütlü kahveye

Küçük kaşıkla

Karıştırdı

İçti sütlü kahveyi

Ve bıraktı fincanı

Konuşmadan benimle

Yaktı

Bir sigara

Halkalar yaptı

Dumanıyla

Döktü külleri

Kül tablasına



Konuşmadan benimle

Bakmadan bana

Kalktı

Geçirdi

Şapkasını başına

Giydi

Yağmurluğunu

Yağmur yağıyordu çünkü

Ve gitti
Yağmurda


Tek söz etmeden

Bakmadan bana

Ve ben aldım

Başımı elime

Ve ağladım.



çev: Mustafa DURAK (43




22.11.2008

Normandiya usulü Midye-Unutulmuş sebzeler yada hiç bilinmeyen, Les légumes oubliés ou inconnus, Haiku


Çalışmak, genellikle hayattan uzaklaşmayı, hayattan daha az zevk almayı ve yemek yemeği sadece beslenmeye dönüştüren bir süreç. Bu anlamda çalışan kadın/erkeklerin yemek yemeği sadece doyma duygusunu tatmin etmeye indirgemesini kaçınılmaz bir sonuç. Zaman yok, yemek hazırlama ritüeli ortadan kaldıralım, yerine dondurulmuş yada önceden hazırlanmış gıdaları ikame edelim. Bu kapitalizmin işine gelen ve beslediği bir donusum. Sonuçta televizyonda bilmem ne çiftliğinde özenle yetiştirilmiş ve uzun süredir ortalıklarda gözükmeyen bir sebzenin muhteşem dönüşü üzerine reklamlar yok, kocaman fabrikalarda endüstriyel hazırlanmış hazır yemeklerin bolca var. Bir an, derin bir nefes alıp düşündüğümüzde asıl önemli olan nedir, sadece guruldayan karnımız doyurmak mı hem de içerisinde ne olduğunu anlamadığımız bir sürü acaip madde ile, ya da emekle, özenle, heyecanla tekrar  kaybolmuş, unutulmuş bir sebzenin tekrar yetistirilerek, kulağımiza şiirler fısıldamasi ve dualar edilerek pişirilmesi nihayteinde sevdiklerimize sunulması mı?

Ben iflah olmaz bir romantiğim. Sebzelerin izini sürmek onları en taze ve çekici hallerindeyken yetiştirenden almak, sonra üzerine hayaller kurmak, en lezztli haliyle nasıl pişirebilirim, kimlerle paylaşabilirim, en güzel rengini hangi kompozisyonla beraber sunabilirim. Hele renklerine bayiliyorum, her elime aldığımda daha da güzelleşen, parlayan çarpıcı renkleri. Sonbahar renkleri turuncu, sarı çeşitli kabaklar, rengarenk havuçlar, yeşil kereviz yaprakları, kahverengi kabukları kararmadan önce soğanlar, kestaneler, mor pancar, yer elması, beyaz,yeşil pırasa, yine beyaz, sarımtirak karnıbahar, beyaz yeşil rezene vs vs. Kombinasyonlar bitmez.

Sebzelerin unutulması böyle başladı, önce ıspanaklar donduruldu, yıkaması ve hazırlanması güç olduğundan, pişirilmiş yosuna benzeyen yeşil eriyike mahkum olduk. Fransa'ya geldiğimde taze ıspanak, yer elması, pancar, kestane bulamadım, dondurulmuş olanlar hariç. Şimdilerde unutulmuş sebzelerin geri çağıran vefakarlar olduğundan, yeniden yetiştirilmeye başlandılar ve canım Cherbourg pazarında bulunabiliyorlar. Benim gibi romantikler var halen, tohum üretimi birkaç büyük şirketin tekelindeyken ki bu tohumlardan üretilen sebzelerin tohumundan üretim yapamıyorsunuz, tekele savaş açmış unutulmuş sebzeleri tekrar yetiştiren, gerçek tohum üreten bu yüzden başı tarım Bakanlığı ile derde girmiş adamlar var (Kokopelli vs). Modern zaman Don Kişot'ları mor patatesler, kızarmış utangaç havuçlar, sarı, mor havuçlar, yer elması, ıspanak ve benim daha önce görmediğim bir sürü değişik sebze yetiştiriyor. Tekele direnen anarşişt Normandiya çifçileri de bu sebzelerden yetiştirmeye başladı. Bu kadar hikayesi olan sebzeyi elinize alınca gülümsüyor ve takdir ediyorsunuz. Mor patatesler fındık tadında, pembe havuçlar hafif gül. Üstelik havuçları sap ve yapraklarıyla alabiliyorsunuz aynı çizgi filmlerdeki tavşanların yedikleri gibi.

Umudu kaybetmemek lazım. Bir gün kaybettiklerinizi bulabilirsiniz bu geçmişten gelen bir dostta olabilir, anneannenizin anlattığı bir sebzede...Önemli olan bakıştır, nerden nasıl baktığınız değil...Hayaller bazen gerçeğin kendisinde bile daha anlamlıdır. Hayatı olabildiğince fazla yönleri ile görmek lazım bu anlamda bir sebzenin sizi götürebileceği yerleri küçümsemeyin.

Bugün Haiku' ya ilişkin bir kitap aldım bir dostumun önerisiyle. Japon Şiir sanatı. Yalın ve çok katmanlı. İncecik bir heyecanın işlendiği Haiku, Haiku algının, algılamanın yazımı.. Yanında birde boş defter var küçücük kendi Haiku'larımızı yazabilmemiz için. Zaman gerek yalınlaşmak, yoğunlaşmak ve sonunda damıtabilmek için...

Bugün canım denize daha yakın olmak istedi. Melankolik, ışığın yoğun olduğu, algıyı değiştirdiği, bazen vahşi, acımasız, uçsuz bucaksız, kontrol edilmez, güçlü Mans denizi. Denizin tadını özledim, iyodun kokusunu. Yazımı yazarken önümden balıkçı tekneleri geçiyor, denize açılıyorlar balık tutmak, vahşi denize daha yakın olmak için. Bende balığa gitmeliyim bir gün sessizce...

Şimdilik tüm cesaretim Normandiya'ya özgü Moules Mariniére à la Normande (Normandiya usulü midye) pişirmek.

3 kişilik

1,5 kilo Midye
2 küçük mor soğan,
1 avuç maydanoz
Birkaç sap kekik
1-2 defne yaprağı
1 bardak şarap
2 kaşık krema

Midyelerin bıyıkları elle çekilir ve tazelikleri kontrol edilir. Çatlak, açık olanları acımadan atın. Bol temiz suyla yıkayın. Büyükçe bir tencerede küçük kıyılmış soğanlar biraz tereyağı ile sotelenir, kekik, defne yaprağı, şarap, krema eklenir. Yıkanmış midyere ayrıca su eklenmeden tencereye alınır ve midyeler açılana kadar pişirilir yaklaşık 5 dakika. Ateş söndürülerek kıyılmış maydanozlar serpilir ve bekletmeden servis yapılır. Bir midyeyi alıp diğer midyelerin içini çıkarmak için kıskaç gibi kullananarak yerseniz daha pratik olur. Yanına patates kızarması olamadan olmaz. Ben fırında küçük kesilmiş patatesleri 2 yemek kaşığı yağ ile arada çevirerek 30 dk kızartıyorum daha hafif oluyor.


LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin